|
|
YAŞLILIK
VE FİZİKSEL AKTİVİTE
Uzun
bir yaşam herkesin arzusudur. Fakat birçoğumuz böyle bir isteği;
yaşamın aktif, dolu, bir anlamda yaşanmış olarak geçmesi dileğiyle
birleştirir, kimi zaman da yaşamın kalitesini uzun yaşamaktan
çok daha önemli tutarız. İşte yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan
fonksiyonel kayıplar yaşam kalitesini etkilemeye başladığı andan
itibaren fiziksel aktivitenin önemi ve katkısı gündeme gelir.
Her ne kadar yapılan fiziksel aktivitelerin yaşamı uzatacağı konusunda
bir şeyler söyleyebilmek zorsa da, düzenli yapılan fiziksel aktivitelerin
insan yaşamı için çok önemli ve gerekli olan vücut fonksiyonlarını
geliştirdiği bilimsel olarak ortaya konmuş bir gerçektir.
Yaşın ilerlemesine paralel vücut fonksiyonlarında bir zayıflama olduğu herkes tarafından bilinen ve gözlemlenen bir gelişimdir. Bütün canlılarda tespit edilen böyle bir değişim doğal ve fizyolojik bir olaydır. Fakat sıklıkla takvim yaşıyla paralel bir hız eğilimi göstermez. Bunu en güzel vurgulayan aynı yaşlardaki bireyler arasında gözlenen fiziksel kapasite farklılıklarıdır. Bu da yaşın ilerlemesiyle oluşan fonksiyonel değişikliklerin hızının kontrol edilebilir olduğunu vurgulamaktadır.
YAŞLILIĞIN SINIFLANDIRILMASIYaşlı kimdir? Kimlere yaşlı denilir? Bu tip soruların yanıtı kesin bir şekilde vermek sıklıkla zorluklar gösterir. Çünkü böyle bir kavram kişisel ve toplumsal birçok faktörden etkilenir. Ülkenin özellikleri, kültürel yapısı, emeklilik yaşı gibi birçok faktörü içeren toplumsal etkilerin içinde en önemlisi ülkenin sosyo-ekonomik yapısıdır. Örneğin; bir eskimo hangi yaşta olursa olsun oğlu iyi bir avcı olana kadar kendini sağlıklı, fonksiyonel kapasite olarak güçlü bulurken oğlu iyi bir avcı olduğunda çok hızlı bir değişimle fonksiyonel zayıflamalar gösterebilmektedir. Bu da; ülkemiz insanının özelliklerini, yaşam koşullarını göz önüne alarak bir sınıflama yapmak gerektiğine işaret etmektedir. Böyle bir sınıflama yaparken biyolojik yaşın kişisel faktörlerden etkilendiği gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. Bunun en iyi örneği; toplumda 70 yaşında olup yatağından çıkmayan bireylerin yanında, 90 yaşında olup dinç ve aktif olan bireylere de rastlanmasıdır. Aslında bütün bu gerçekler yaşlılarda biyolojık yaş ölçümleri yapma tekniklerinin standardizasyonundaki güçlükleri de ortaya koymaktadır. Dolayısiyle ülkeye özgün bütün etkili faktörleri göz önüne alarak, hatta bütün organların biyolojik yaşlarını ayrı ayrı ele alıp tarif ederek ülkeye özgün bir sınıflama yapmak gerekir. Benzer tipteki sorunlar bilimsel çalışmalarda da kendini göstermekte, yaşlılık ve fiziksel aktiviteyi içeren çalışmalarda sıklıkla 40-60 yaş arası denekler kullanılmaktadır. Her nekadar çalışmaların kolaylığı ve emniyeti açısından bu yaş gurupları tercih edilse de bilimsel sınıflama şöyledir (Shephard 1997);
Orta Yaşlılık: Bu bölüm kişinin çalışma yaşantısındaki 2. bölümü oluşturur ve 40 ile 65 yaş arasını kapsar. Bu dönemde fonksiyonel kayıplar sıklıkla genç erişkinlik dönemi ile karşılaştırılınca % 10 ile 30 arasındadır.
Yaşlılık: 65 ile 75 yaş arasını kapsayan bu dönem sıklıkla emekliliği takip eden bir dönemdir. Fonksiyonel olarak çok büyük kayıpların gözlenmediği ve beklenmediği bir dönemdir. Hatta bazen genç yaşlılık olarak da anılır.
İleri Yaşlılık: 75 ile 85 yaş arasını içeren bu dönemde sıklıkla fonksiyonel kayıplar gözlenir ama kişi genelikle belli bir oranda başkalarına bağımlı olmadan yaşamını sürdürebilecek bir durumdadır.
Çok ileri Yaşlılık: 85 yaş ve üstünü içeren bu dönemdedeki kişiler özel bakıma, özel evlere veya yardımcıya ihtiyaç duyarlar.
ORTALAMA
YAŞAM UZUNLUĞU
Romalılar zamanında 20-30 yaşları civarında olan ortalama yaşam
uzunluğu 1910'lu yılların başında A.B.D.' de erkekler için ortalam
46.3, bayanlarda 48.3'e ulaşmıştır. Takip eden yıllar itibari
ile A.B.D.'de ortalama yaşam uzunluğu sırasıyla 1930'da erkekler
için 58.1, bayanlar için 61.6 ya, 1950 lerde sırasıyla 65.6
ve 71.1'e, 1970 de ise 67.1 ve 74.6 ya kadar yükselmiştir. Günümüzdeyse
bu rakamlar aynı ülke için 70 yaşlarının üstüne çıkmıştır (Dünya
Sağlık Teşkilatı -WHO- nın 1987 yılında verdiği istatiksel sonuçlara
göre değişik ülkelerdeki yaşam uzunluğu değerleri Tablo I. de
verilmiştir).
Bu konudaki gelişim Türkiye'nin il, ilçe, köy ve bölgeleri için farklılıklar göstermekle birlikte nufusun büyük bir bölümünün yaşadığı üç büyük ilimizde 1967 yılı için ortalama olarak erkeklerde 56 yaşları, bayanlar için 60'lı yaşlar civarında seyrederken (Tablo II.) 1970 yılında Türkiye geneli için erkeklerde 61.59, bayanlarda 68.07' e, 1985 yılında erkekler için 65.10, bayanlar için 71.45'e, 2000'li yıllar için erkeklerde 70'ler civarı bayanlar için 73'ler civarı bir değere ulaşmıştır. Son yıllarda yaşam kalitesinde gözlenen gelişmelerin katkısından çok bebek ölümleri oranlarındaki düşüşlerin bu değerler üzerinde etkili olduğu da ifade edilmektedir (Dinçer 1989). Elde edilen istatistiklerinde gösterdiği gibi yaşlı kişilerin sayı ve oranının arttığı ülkemizde yaşlıları ilgilendiren her türlü bilimsel ve sosyo-ekonomik çalışmaların ve de hizmetlerin artmasının gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
Tablo I. 1990 yılı itibari ile dünyadaki bazı ülkelerde cinse göre yaşam uzunluğu değerleri (Kaynak: WHO istatistikleri).| ÜLKE | ERKEK | BAYAN | |
| A.B.D. (1984) | 72.1 | 79.0 | |
| AVUSTURYA (1986) | 71.00 | 77.80 | |
| BELÇİKA (1984) | 70.80 | 77.80 | |
| BULGARİSTAN (1985 | 68.30 | 74.2 | |
| DANİMARKA (1985) | 71.70 | 77.70 | |
| FRANSA (1985) | 71.80 | 80.10 | |
| D.ALMANYA (1985) | 69.50 | 75.45 | |
| B.ALMANYA (1986) | 71.90 | 78.50 | |
| YUNANİSTAN (1985) | 73.50 | 78.50 | |
| İSRAİL (1985) | 73.60 | 77.00 | |
| İTALYA (1985) | 71.30 | 77.90 | |
| ROMANYA (1984) | 67.10 | 72.70 | |
| İSVEÇ (1985) | 73.80 | 79.90 | |
| İSVİÇRE (1986) | 73.80 | 80.60 | |
| İNGİLTERE (1985) | 71.90 | 77.60 | |
| İSKOÇYA (1986) | 70.10 | 76.30 | |
| YUGOSLAVYA (1983) | 67.10 | 73.00 | |
| KUVEYT (1986) | 71.90 | 74.90 | |
| JAPONYA (1986) | 75.50 | 81.60 | |
| TÜRKİYE (1985)* | 65.10 | 71.50 |
Tablo II. Üç büyük ilimizde cinsiyete göre doğuştaki yaşam uzunluğu beklentisi ( A.Özkan, D.P.T., Yayın No: 1351,1967).
|
İL
|
ERKEK | BAYAN | |
|
ANKARA
|
55.60 | 61.73 | |
|
İSTANBUL
|
55.70 | 59.23 | |
|
İZMİR
|
58.34 | 62.08 |
YAŞLILIK FİZYOLOJİSİ VE YAŞLILIĞIN GENEL
GÖRÜNÜMÜ
Toplumuzda yaşlı kişilerin sayısının artması, ortalama yaşam
uzunluğunun artması tabiki sevindirici bir gelişmedir. Fakat
bunun yanında uzayan yaşamın sağlıklı ve aktif geçmesi arzulanır.
Yaşlanmayla sıklıkla gözlemlenen pisikolojik görüntü hayatın
yaşanmış bölümlerinden tatmin olup geri kalan bölümünü inaktif,
temposuz, gevşemiş, hayatta kalmak için korkularla dolu ve o
anda sahip olduğu fiziksel kapasiteden tatmin olmuş bir şekilde
sürdürmektir. Halbuki daha iyi bir fiziksel ve ruhsal kapasite
sadece yaşamımızı sürdürmek için gerekmez. O, yaşam kalitemizi
artırmak, kendimizi daha iyi hissetmek, günlük görev ve sorumluluklarımızı
yerine getirmek. yaptığımız işlerden hoşlanmak, yaşamın süpriz
çıkışlarından kendimizi korumak için de gereklidir. Fiziksel
aktivitelerle amaçlanan kas kuvveti, dayanıklığı, esnekliği,
koordinasyonunu geliştirip, kalp ve akciğerlerin kapasitesinde
etkili bir gelişim sağlamak, sağlıklı ve enerji dolu bir yaşam
biçimini yakalamaktır. İleri yaşlarda sağlıklı bir yaşamın sigortası
uygun beslenme ve fiziksel aktivitedir. Bu en azından yaşlanma
hızını azaltmak ve kontrol etmek için gereklidir.
FİZİKSEL
KAPASİTE ÜZERİNDE ETKİLİ OLAN FAKTÖRLER
Fiziksel kapasitenin azalmasına neden olan en önemli faktör
modern insan yaşam biçimidir. Modern yaşamın haraketsizliğine
rağmen getirdiği rahat yaşam biçimi, sadece yaşamı sürdürmek
için yapılan sınırlı aktiviteler ve vucut fonksiyonları fiziksel
kapasitenin azalmasına neden en etkili faktörlerdir. Fiziksel
kapasite üzerinde etkili olan diğer önemli bir faktörde sinir-kas
sistemindeki zayıflamadır. Bu da kendini kas zayıflıklarını
içeren hastalıklarla gösterir.
YAŞLILIKTA
OLUŞAN DEĞİŞİKLİKLER
Yaşlılıkta oluşan değişiklikler öncelikle beyin, merkezi sinir
sistemi, çevre sinirler ve sonuçta kas sistemi üzerinde etkili
olur. Sinir hücrelerindeki kayıplar yanında bir kısım hücresel
elementlerdeyse artış gözlenir. 20-96 yaşları arasında beyinin
ağırlığı % 7-11 azalır. Beyin zarındaysa 10-12 milyar olarak
varsayılan sinir hücre sayısındaysa her gün yaklaşık 100 000
lik bir kayıp söz konusudur ki bu kayıbın beynin belli bölgelerinde
çok daha yoğun olduğu da ifade edilir.
İşte beyin ve sinir hücrelerinde gözlenen bu kayıplar yaşlı kişilerin haraket yetenekleri, uyum ve fonksiyonlarındaki zayıflamaların başlıca sorumlularıdır. Sinir-kas çalışma yeteneğindeki zayıflama, reaksiyon zamanındaki kısalma merkezi sinir sistemindeki değişikliklerin en güzel ölçütlerdir. Ayrıca damar hastalıkları beyin kan dolaşımının azalmasına, sonuçta beynin oksijenlenmesinin azalmasına neden olur. Bu da beyinin fonksiyonlarının azalmasıyle kendini gösterir. Bütün bu değişiklikler yaşlı kişinin aniden ortaya çıkan durumlara karşı bilinçli ve yeterli bir hızda reaksiyon verme yeteneğinin zayıflamasına neden olur. Bu en basit bir şekilde yolda karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarını takip ederken kendini gösterir ve zaman zaman da tehlikeli olur.
Duyusal sistemdeki değişikliklerse görsel, duyusal hislerde kayıplarla ortaya çıktığı gibi kas haraketlerinin koordinasyonu, esnekliği ve dolayısiyle kas dayanıklığı ve kuvvetinde zayıflamalara da yol açar. Ayrıca haraketlerin dengesi, zamanlaması ve vücut postüründe de değişikliklere ve zayıflamalara neden olur. Bu tip değişiklikler çok ileri yaşlarda haraketi kısıtladığı gibi vucut postürü olarak da bir çoçuğunkini hatırlatacak düzeye ulaşır.
Reflekslerde görünen zayıflama ve boyun kaslarındaki gevşeklik normal bir yürüyüşe rağmen haraket yeteneğinde, verimliliğinde azalmaya neden olur. Ayrıca bu değişiklikler yürüyüş stilinde de bir bozulmaya yol açar. Yaşlı kişi sadece kas-sinir koordinasyonundaki zayıflamaların etkisinde kalmayıp vücudun genel görüntüsünde oluşan değişikliklerden de etkilenir. Fakat ileri yaşlardaki kişileri en çok rahatsız eden şey vücudundaki ve haraketlerindeki ağırlaşmadır. Vücutta oluşan hantallık ve görüntü değişikliği kişinin fiziksel aktiviteye katılmasını engelliyen belli başlı korkularından biridir. Sonuçta isteksiz, yatağından veya sandalyesinden ayrılmayan bir kişilik yapısı oluşur. Hatta çocuklarının, torunlarının hoşuna giden ve sırf onların hatırına yapabileceği haraketleri yapma isteği bile kaybolur. Her on yıllık yaşam diliminde aktif vucut dokusunun yaklaşık % 3-5' lik bir bölümünün kaybı söz konusudur. Bu da aktif yağ dokusu dışında hiç bir dokuyla doldurulamaz. Bununla kastedilen, ilerleyen yaşa rağmen kişide kilo artışı var veya kiloda bir değişiklik yoksa bu yağ doku artışının ifadesidir. Benzer bir görüntü 3 hafta yatak istirahati yapan bir gençtede gözlenir. İşte bu yağ doku artışı hem görüntü hem de fiziksel olarak yaşlı kişinin genel görünümünü bozan diğer önemli faktörlerden biridir.
SİNİR-KAS
SİSTEMİNDEKİ ZAYIFLAMA
Yaşlılıkta sıklıkla gözlemlenen değişiklik haraket azlığıdır.
Bu; kasların az kullanılmasına ve kas hücre kayıplarına yol
açar. Bu da kuvvet kaybı olarak fonksiyonlarımıza yansır. Kas
sisteminde meydana gelen hücresel ve fonksiyonel kayıpların
diğer nedenleri arasında beslenme bozukluğu ve hormonal değişiklikleride
sayabiliriz. Fakat en etkili olan az kullanım yani haraketsizlikdir.
20-30 yaşlarında maksimal düzeyde olan kas kuvveti 65 yaşlarında
yaklaşık % 80 azalır. Bayanlarınsa her yaş için kas kuvvetleri
erkeklerin 2/3'ü kadardır. Kas kuvvetindeki yaşlılıkla olan
azalma özellikle bacak ve gövde kaslarında belirgindir.
HİPOKİNETİK
HASTALIKLAR
Yaşlılarda meydana gelen fiziksel değişiklikler eğer hipokinetik
bir hastalık, zayıf bir fizik kapasite ve kondisyonla sonuçlandıysa
sıklıkla bu değişiklikler yaşın ilermesine bağlanır. Yani neden
olarak yaşın ilerlemesi gösterilir. Kişi yaşlandığı, fiziksel
olarak inaktif olduğu zaman eklemleri vücuda doğru haraket ettiren
kaslar (fleksör) kısalır, yerçekimine karşı başın, vucudun ve
eklemlerin duruşunu sağlayan kaslarsa güçsüzleşir. Bel ve omuz
kaslarındaki zayıflamalar vucudun duruş pozisyonunu da etkiler
ve kamburluk gibi şekil bozuklukları oluşur. Bu şekil bozukluğuda
ileri dönemlerde göğüsün fiziksel yapısını etkiliyerek solunum
fonksiyonunda bozukluklara ve yetersizliklere yol açar. Tabiki
kişinin solunum kapasitesindeki bu değişiklik onun fiziksel
kapasitesinde de belirgin bir azalmaya neden olur.
Yaşlılık ve az kullanım sonucu kaslarda meydana gelen kısalmalar, uyumsuzluklar, eklem haraket yeteneğinin azalmasına neden olur. Bundan dolayı birçok yaşlı kişi uzun süre oturduktan sonra ayakta durmakta ve oturup kalkmakta zorlanır. Zayıflamış bel ve kalça kasları da bu olumsuz değişikliklerden sorumlu diğer nedenlerdir. Bütün bunların en önemli nedeni de kasların az kullanılması ve uygun egzersizler yapılmaması sonucunda kasların gerginliklerini kaybetmesidir. Eğer iskelet-kas, damar ve sinir sistemi hastalıkları da bu olumsuzlukları eklenirse kişinin haraket yeteneğindeki kısıtlamalar çok daha belirgin olarak ortaya çıkar.
Özellikle boyun bölgesinde meydana gelen kireçlenmeler, şekil bozuklukları beyine giden damarlara yaptığı bası nedeniyle beyin kan akımında bir azalmaya yol açar. Buna kalbin pompalama gücündeki azalmada eklendiğinde beynin kanlanmasında dolayısiyle oksijenlenmesinde belirgin bir yetersizlik ortaya çıkar. Bütün bu değişiklikler baş dönmesiyle (özellikle pozisyon değiştirirken) kendini gösterir. Bu da kişinin haraket yeteneğini kısıtlayan diğer bir faktördür.
KALP-DOLAŞIM
SİSTEMİ DEĞİŞİKLİKLERİ
Kalp-dolaşım sistemindeki değişikliklerden en belirgin olanı
tahmini maksimal kalp atım sayısının (= 220-yaş) yaş artışına
paralel düşmesidir. Gençlerde dakikada 200 civarı olan bu değer
65 yaşlarında dakıkada 155-160'lara kadar düşer. İstirahat kalp
atım sayısındaysa çok az bir değişiklik görülür. Bu görüntüye
eşlik eden diğer önemli bir fonksiyonel değişiklikse kalbin
dakikada pompaladağı kan miktarında gözlenen azalmadır. Bu ise
her yıl için % 1'lik bir azalma şeklindedir. Buna neden olarak
kalp kasının gücündeki azalma gösterilebilir. Şiddeti düşük
bir aktivite sırasındaysa gençle yaşlı bir kişinin kalbinin
dakikada pompalamadığı kan miktarı arasında belirgin bir farklılık
yoktur. Fakat aktivitenin şiddeti arttıkça farklılık belirginleşir.
Yorucu, tüketici bir egzersiz sırasındaysa bu fark yaklaşık
% 10-20 civarındadır.
Tansiyondaki değişikliklerse; istirahatteyken büyük tansiyonun yaşa paralel yükselmesi, küçük tansiyondaysa belirgin bir değişiklik gözlenmemesi şeklindedir. Bu değişikliktense, yaşa paralel damar elastikiyetinde oluşan azalma sorumludur. Yaşlılarda yatılan veya oturulan bir yerden ani kalkmalarda veya pozisyon değiştirmelerle gözlenen baş dönmesi , bilinç bulanıklığı gibi şikayetlerin altında yatan nedenlerden bir tanesı de budur.
SOLUNUM
SİSTEMİ DEĞİŞİKLİKLERİ
Solunum fonksiyonlarındaki gözle görülür bir değişiklik dakikdaki
soluk alıp verme sayısının azalmasıdır. Bunun altında yatan
en önemli nedenlerden biri solunum kaslarındaki zayıflamadır.
Ayrıca oluşan kamburluk gibi göğüs kafesinin yapısını bozan
iskelet yapı değişiklikleri de etkendir. Solunum kapasitesindeki
azalmaya yukarıda saydığımız değişikliklerin yanı sıra akciğerlerin
elastik yapısındaki zayıflamanında büyük etkisi vardır. Toplam
akciğer kapasitesindeki azalma 25 ile 65 yaşları arasında yaklaşık
% 4-6 dır. Hava yolları, solunum kasları vb. deki bütün bu olumsuz
değişikliklere rağmen yaşlılıkta akciğerlerin fonksiyonel kapasitesi
orta şiddetteki bir egzersizi rahatlıkla kaldırabilecek düzeydedir.
HORMONAL
DEĞİŞİKLİKLER
Yaşlılıkta sadece organların fonksiyonlarında değil bu organların
fonksiyonları arasındaki uyumda da zayıflamalar görülür. Sinir
ve hormonal sistem arasındaki kontrolün uyumunda gözlenen zayıflama
vucudun karşılaştığı iç ve dış kaynaklı streslere uyum sağlama
yeteneğini de zayıflatır. Çünkü enerji sağlama, vucut ısısını
ve kan şekerini düzenleme, kaslar için gerekli proteinin yapımı,
cinsiyet özelliklerinin korunması ve gelişimi, kalp atım hızı,
tansiyon, barsak haraketlerinin düzenlenmesi gibi birçok vucut
fonksiyonunun düzenlenmesinde vücuttan salgılanan hormonlar
sorumlu ve etkendir.
Kan şekerinin düzenlenmesin gençlerle karşılaştırıldığında 70 yaşlarındaki erkeklerde % 20, bayanlardaysa % 30'luk bir zayıflama gözlenir. Bu azalma enerji metabolizması, ısı düzenlenmesi gibi birçok vücut fonksiyonlarında etkili olan tiroid hormonu için 20 ile 80 yaşları arasında % 50 dir.
Protein yapımı, kas kitle artışı gibi birçok vucut fonksiyonunda etken olan cinsiyet hormonları, büyüme hormonu gibi birçok hormonun salgılanmasındaki azalmaysa yaşlılıkta gözlenen kas kitle ve kuvvet kayıplarından sorumlu tutulabilecek en önemli faktörlerdendir.
KEMİK
KAYIPLARI
Yaşlılıkla vücutta gözlemlenen diğer önemli bir değişiklik de
kemiklerdeki mineral kayıplarıdır. Osteoporos olarak da isimlendirilen
kemik dokusundaki bu kayıplar bayanlarda erkeklerden çok daha
fazla görülür ve kişiyi kemik kırıklarına kadar götüren önemli
bir değişikliktir. Yaklaşık 35 yaşından itibaren başlayan bu
kayıp 90 yaşlarına kadar erkeklerde % 20, bayanlardaysa % 30'lara
varan bir düzeydedir. Kemik dokusundaki kalsiyum kaybı 65 yaşlarında
erkeklerde yaklaşık % 8.8, bayanlarda 13.8 dir. Erkeklerle bayanlar
arasındaki bu farklılıklar hormonal nedenlerin bir sonucudur.
Diğer önemli bir faktör de beslenme bozukluğudur. Yatağa bağlı
hastalarda benzer kayıplarıntespit edilmesi nedenler arasında
haraketsizliğin de önemli bir yer tutuğunu göstermektedir. Bu
düşünceden yola çıkan araştırıcıların yaptıkları bilimsel çalışmaların
sonuçlarıyla uygun egzersizlerle bu kayıpların azaltılabileceği
gösterilmiştir. Ayrıca kamburluk vb. vucut şekil bozukluklarının
nedenleri arasında kemik dokusundaki mineral kayıplarının önemli
bir yer işgal ettiği de ifade edilmektedir.
CİNSEL
AKTİVİTE KAYIPLARI
Erkeklerde cinsel istek ve gücün normal olarak erişkinliği takiben
aşamalı olarak azaldığı düşünülür. Fakat bununla ilgili kesin
birşeyler söyleyebilmek için yeterli delil yoktur. Yapılan bir
çalışmada 60 ile 90 yaş arasında ve 149'u halen evli olan 250
kişilik gurubta, 75 yaşının altında olanların % 60 'nın , 75
yaşının üstündekilerin % 25'inin cinsel bir sorununun olmadığı
tespit edilmiştir. 149 kişilik evli gurubunsa % 54'ünün düzenli
cinsel aktivite içerisinde olduğu gözlemlenmiştir. Bu grubun
içindeki cinsel aktivitesine devam eden en yaşlı çifin erkeğinin
88, bayanınsa 90 yaşında olduğu da vurgulanmıştır. Ayrıca bu
grup içinde yer alan 101 kişinin bekar veya dul olduğu düşünüldüğünde
sonuçlar çok daha anlamlı hale gelmektedir.
Sonuçta; çalışmalar cinsel aktivitede yaşın ilerlemesiyle ortaya çıkan değişikliklerin kişisel kaynaklı olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Cinsel aktivite düzeyinin kişinin erken yaşlardaki seks alışkanlıklarıyla bağlantılı olduğunu ve çok ileri yaşlarda bile cinsel aktivitenin sürdürülebileceği otoritelerce ifade edilmektedir.
Bütün bu açıklamalara rağmen cinsel aktivite kapasitesindeki azalmanın bir nedeni de fiziksel kapasitedeki azalmadır. Bu da sıklıkla erken yorulma ve dolayısiyele ilgi kaybının oluşmasından kaynaklanabilir. Ayrıca psikolojik faktörlerin cinsel aktivitedeki rolünü de ihmal etmemek gerekir. Böylece psikolojik sorunları çözmek ve düzenli yapılan fiziksel aktivitelerle korunan fizik kapasite sonucunda ileri yaşlarda bu konuda olabilecekler yok edilebilir veya en azından azaltılabilir.
Sonuçta
yaşlılıkta oluşan değişiklikler insan organizmasının doğal bir
gelişimidir. Bu değişikliklerden de birçok faktör sorumludur.
Fakat bunlar üç ana başlıkta özetlenebilir.
1) Beslenme Bozuklukları
2) Hormonal Değişiklikler
3) Az Kullanım
Bu saydığımız nedenlere de müdahale edebilme şansımız olduğuna
göre yaşın ilerlemesiyle oluşabilecek değişiklikleri kontrol
etmek de elimizdedir. Bunların içinde en önemli etkiye sahip
olansa bu yazının başlığını oluşturan fiziksel aktivitedir.
FİZİKSEL
KAPASİTE VE YAŞLILIK
Birçok yaşlı kişinin muayenesinde kuvvet azalması ve fiziksel
kapasitenin zayıflamasının yaratığı belirtileri görmek mümkündür.
Bunları da nefes darlığı, yorgunluk, gerginlik, iştahsızlık,
bel ağrısı, kas ağrıları, depresif ve üzgün bir ruhsal görüntü
olarak sıralayabiliriz. İşte fiziksel kapasite azalmasının sonuçları
olan bu şikayetler ilerleyen dönemlerde birçok hastalığın oluşmasına
da zemin hazırlar. Yapılacak bir genel muayene sonucundaysa
fiziksel kapasite değişikliklerini tespit etmek mümkündür. İşte
böyle bir muayene sonucunda ortaya çıkan görüntü, 45-50'li yaşlardan
sonrasında ortaya çıkan kapasite azalması için bir fiziksel
kapasiteyi artırıcı egzersiz programı hazırlanması için teşvik
edici olabilir.
Yaşlıkta karşılaşılan işitme, görme kayıpları gibi birkısım problemlerse baş dönmeleri, denge bozukluğu gibi birçok fonksiyonel yansımayla fiziksel kayıplara neden olabilir. Bu tip fiziksel kayıpların da gözlük vb. yardımcı aletlerle giderilmesi gerekir.
Kuvvet ve dayanıklığın azalması, yorgunluk, ruhsal değişiklikler, kilo kayıpları gibi birçok şikayetin nedeniyse kimi zaman vucuttaki hormonal değişiklikler olabilir. Yapılan bir genel muayeneyle eğer bunlar tespit edilirse uygun hormon preparatlarıyla kimi zaman kuvvet ve kapasitedeki bu olumsuz değişiklikler düzeltilebilir. Eğer neden beslenme bozukluğuysa uygun beslenme rejimleriyle de ilerlemeler kaydedilebilir.
EGZERSİZ
PROGRAMI DÜZENLEME
Yaşlılar için egzersiz programı düzenlemekle herhangi bir yaştaki
bir birey için program düzenlemek arasında çok belirgin farklılıklar
yoktur. Genel prensip olarak egzersiz programı düzenlerken kişinin
vucut özellikleri ve fonksiyonlarını iyice belirleyip, böyle
bir belirleme sonucunda gelişmesini istediğimiz vucut fonksiyonlarına
uygun bir program hazırlamak gerekir ki bunlarda sıklıkla;
1- Kalp-dolaşım sistemi fonksiyonlarını geliştirilmesi,
2- Kas kuvvetinin geliştirilmesi,
3- Dayanıklılık kapasitesinin geliştirilmesi,
4- Eklem haraketliliği ve esnekliğinin geliştirilmesi,
5- Gerginliği atma ve gevşemenin öğretilmesi,
6- Yaşlanmanın geciktirilmesi,
7- Yeni yetenekler kazandırılması,
8- Sosyal gelişim ve ortam için olanaklar sağlanması,
9- Sağlıklı bir yaşam sürdürülebilmek için egzersizin ne kadar
gerekli ve faydalı olduğu bilincinin verilmesi,
şeklinde sıralanabilir.
Bu vb. bilgiler tespit edilerek hazırlanacak egzersiz programı kişiye daha çok hitap edeceğinden programın başarısı artacaktır. Ayrıca program hazırlanırken kişisel farklılıklara veya kişinin günlük kapasite değişikliklerine uyum gösterebilecek şekilde ve alternatifleriyle hazırlanmalıdır.
Egzersiz programı hazırlanırken çalışma-dinlenme-çalışma-dinlenme gibi dönemler, değişik tempo ve hızlar içeren antrenman programı (İnterval antrenmanı) tercih edilmelidir. Program kişinin kendi kendine kontrol edebileceği esneklikte olması idealdir. Programı uygulayacak kişinin nerelerde kalp atım hızını sayması gerektiği program içinde belirtilmeli, aşırı yüksek veya beklenilenden daha fazla kalp atım sayısına ulaşıldığında yapılması gerekenler vurgulanmalıdır. Özellikle ileri yaşlarda bir kısım haraketleri olması gereken kadar iyi yapabilmek zordur. Bu durum göz önüne alınarak program hazırlanmalıdır.
EGZERSİZ
PROGRAMI
Bütün egzersiz programları genelde ısınma, çalışma ve soğuma
olarak üç başlıkta ele alınır ve incelenir.
ISINMA
Isınmada amaç vucudu yapacağı çalışmaya hazırlamaktır. Dolayısiyle
ısınma döneminde yapılacak haraketlerin şiddeti ve yoğunluğu
yavaş yavaş artırılmalıdır. Haraketler ritmik ve doğal olmalıdır.
Bir haraketten diğerine yumuşak bir şekilde geçilmelidir. İdeal
bir ısınma dönemi yaklaşık 20 dakkikalık bir uzunluk içermelidir.
ÇALIŞMA
Isınma dönemini takiben egzersizle hedeflenen gelişmeye dönük
hazırlanan programın uygulamasına geçilir. Bu egzersiz programı
bütün büyük eklemleri ve değişik kas guruplarını kullanabileceğimiz
ve bölgesel yorgunluklara yol açmayacak bir nitelikte olması
gerekir. Eğer kişi bölgesel yorgunluklara sahipse egzersiz kesilebilir.
Çalışma
sırasında sallanma tipindeki haraketleri haraketi kısıtlanmış
eklemlere karşı yapmamak gerekir. Çünkü bu pozisyonda bir kısım
kaslar, bağlar, tendonlar aşırı gerilebilir.
Eğer çalışma kuvvet artırımı için yapılıyorsa egzersizi yorulana
kadar sürdürme gayreti içinde olunmamlı, arada kısa dinlenmeleri
olan setler halinde yapmak gerekir. Belli sayı ve sıklıkta yapılması
planlanan egzersizi bitirme konusunda aşırı israrcı olunmamalıdır.
Eğer egzersiz programı bir grupla yapılıyorsa diğer bireylerin
hız ve haraket sayısını yakalamak için büyük bir çaba içinde
olunmamalıdır.
SOĞUMA
Soğuma dönemiyle hedeflenen vucudu egzersiz öncesi döneme yavaş
yavaş ulaştırmaktır. Gevşeme dönemi olarak da isimlendirebileceğimiz
bu dönemin uzunluğunun 10 dakika olması ve dönem sırasında kalp
atım sayısını 110-120 'nin altına döndürmek hedeflenmelidir.
EGZERSİZ
YAPARKEN DİKKAT EDİLECEK KURALLAR
Egzersizle aşırı çabalama veya gayret sarfetme farklı şeylerdir.
Aşırı çaba sarfetme hem genç hem de yaşlılar için tehlikelidir.
Egzersiz yaparken amaç kas ağrılarına sahip olmak değil yok
etmek, sinirlenmek değil sakinleşmek, kalbi yormak, tüketmek
değil dolaşımı artırmak ve düzenlemektir.
Bu
yaklaşımla;
1- Amacımız kendimizi test etmek değil sportif yeteneklerimizi,
kapasitemizi artırmak olmalıdır. Dolayısiyle egzersizi arasıra
yerine düzenli ve günlük yapmak gerekir.
2- Egzersize başlarken aceleci olmayıp, her zamanki rahat tempomuzu hatırlayıp ona uygun bir tempo seçmeliyiz. Kendi ideal tempomuzu yakalayabilmek için de vucudumuza zaman tanımalıyız.
3- Yapılan bir egzersizi takiben belli bir süre sık solumak veya çarpıntı olması doğaldır. Fakat bunun bir kaç dakikadan fazla sürmemesi gerekir. Eğer sürüyorsa yaptığınız egzersizin şiddeti veya süresi sizin için fazladır.
4- Egzersiz yapmak için günün en ideal zamanı sabahın erken saatleri ve akşam yatmadan öncedir. Sabah egzersizlerine yatarken yapılabilecek egzersizler ve sabah gerdirmeleriyle başlanabilir. Bu tip egzersizlerle kaslar günün devamındaki aktiviteler için uyanır ve eklem sertlikleri yok edilir. Akşam egzersizleriyse kaslara ve vucuda verdiği ufak yorgunlukla rahat uykuya zemin hazırlar.
EGZERSİZ
PROGRAMLARI AMAÇ VE SONUÇLARI
Egzersiz programlarının kişinin fiziksel kapasitesini, kuvvetini
ve enerji depolarını geliştirdiği bilinmektedir. Fiziksel zayıflık
kuvvetli kas ve bağ sistemleriyle korunabilir. Egzersizin başlangıcında
gözlemlenen nefes kesilmeleri, hızlı kalp atımı ve erken yorgunluk
kalp-dolaşım sisteminin yetersizliğinin belirtileridir. Yavaş-hızlı
yürüyüş veya yavaş koşu-yürüme programlarını bir kaç ay uygulamakla
bu bulgular yok olur.
Bir egzersiz programı hazırlanırken kişinin kuvvetini, dayanıklığını, solunum ve dolaşım sisteminin fonksiyonlarını, kas ve doku esnekliğini, ruhsal olarak kendini iyi hissetme duygusunu, eklem haraketliliğini geliştirmek hedeflenir. Böyle bir hedefe ulaşabilmek için de kabaca erkek ve bayanlar için haftada üç gün, birer saatlik ve birkaç ay sürecek bir program yeterlidir. Bu programında 20 dakikasını ritmik cimnastik haraketleri (kas dayanıklığı ve esnekliğine hizmet edecek şekilde), 20 dakikasını dayanıklığı artıracak aktivitelerle (yavaş tempo koşular, yürüyüş vb.) ve 10 dakikasını gerdirme (kasları uzatma, stretching) ve esneme haraketleriyle doldurmak idealdir.
RİTMİK
ESNEKLİK VE DAYANIKLILIK ANTRENMANI
Ritmik esneklik haraketleriyle amaçlanan; kasın gerginliğini
ve dayanıklığını, eklemlerin haraket kabiliyetini yavaş yavaş
artırarak geliştirmek ve ikincil olaraksa vucuda daha iyi bir
duruş pozisyonu ve dengesi kazandırmak ve de kaslar arası uyumu
geliştirmektir.
HARAKET
VE TEKRAR SAYISI
Yukarıda bahsedilen amaçlara ulaşabilmenin sırrı yapılacak haraketlerin
basit, çeşitli, eğlenceli ve birbirini tespih tanesi gibi takip
etmesinde yatar. Birim zamanda yapılacak haraketlerin tekrar
sayılarına ve toplam miktarına çok düşük sevyeden başlamalı
ve üç aylık süreye yayılacak şekilde yavaş yavaş artırılmalıdır
(her bir haraket için 3-5 tekrardan başlayıp 10 tekrara ulaşmak
gibi).
ISINMA
Isınma için 5-10 dakika harcanması yeterli olacaktır. Bu süre
zarfında tempo verecek bir müzik eşliğinde yürüme gibi bir kombinasyon
kullanmak idealdir. Bu haraketlere kolları sallama, gövdeyi
döndürme, eğilme gibi haraketleri eklemek de faydalıdır.
EGZERSİZ
DÖNEMİ
Bu, ısınmayı takiben 15 dakika yavaş ve kolay gerdirme, itme,
sallanma haraketlerini içeren bir dönemdir. Bu dönemde baştan
başlayarak ayak parmak ucuna kadar bir eklemden diğerine geçerek
kaslara ritmik haraketler yaptırılır. Bu haraketler sırasında
bir eklemde haraketi bir setden fazla sürdürmek bölgesel yorgunluklara
sebep olacağından set ve tekrar sayılarına dikkat edilmelidir.
Eklem bölgeleri; boyun, kol, omuz, gövde, bel, kalça, diz, ayak
bileği ve ayak sırasını izlemesi idealdir.
KOL
DESTEĞİ VE İZOMETRİK EGZERSİZLER
Egzersize başladıktan sonraki birkaç ay içinde şinav, barfiks
çekme gibi egzersizlerden vucudun zayıf kondisyonlu üst bölgelerini
aşırı yüklemelerden korumak için kaçınılmalıdır. Benzer şekilde
izometrik egzersizlerden (kasın boyunu değiştirmeden yapılan
birbirini çekme veya haraket etmeyen bir nesneyi kaldırmak tipindeki
egzersizler) de kaçınmak gerekir. Çünkü izometrik egzersizler
yaparken oluşan kasılmalar sırasında kasılan kaslar damarlar
üzerine baskı yaparak kas içi kan akımını engeller. Halbukisi
egzersiz sırasında kasların oksijene dolayısiyle kana ihtiyacı
vardır. Bu kan akımının sağlanabilmesi için kasılmaların statik
olması yerine ritmik olması (kasılmayı takiben gevşemeler ve
tekrar kasılmalar şeklinde) önerilir.
BACAK
EGZERSİZLERİ
Fiziksel egzersiz antrenmanlarında genellikle bacağın kuvvetini,
dayanıklığını ve dolaşımını artırmak, kollar ve omuzdan daha
öncelikli olarak hedeflenir. Bundan dolayıdır ki birçok haraketsiz
yaşam sürdüren erişkinde az kullanım nedeniyle vucut üst bölgelerinde
belirgin bir zayıflık (kuvvetsizlik), sarkıklık, yumuşaklık
ve atrofi (doku kaybı) gözlemlenir. Ayrıca bacaklara yapılacak
masaj ve şiddetli aktivitelerle de kalbe dönen venöz kan akımı
artar.
KUVVET
ANTRENMANI
Kas-iskelet sistemine esneklik kazandıracak çalışmalar kuvvet
ve dayanıklılıkla yakın ilişkilidir. Dayanıklığı artırmak, orta
şiddette kas kasılmalarını sağlayan haraketlerin şiddetini artırmakla
sağlanabilir. Bunun içinde öncelikle yapılan egzersizin ritmini
artırmak gerekir. Karın, kol, omuz, kalça ve bacak kaslarının
kuvvetini artırmak içinde haraketlerde kullanılan ağırlıkları
zaman içerisinde yavaş yavaş artırmak gerekecektir.
HARAKETLERDE
SERBESTLİK
Yaşlı kişiler eklemleri sabit tutarak veya eklem haraketlerini
kısıtlayarak haraket yapmaktan kaçınmalıdır (dizleri bükmeden
ayak parmak ucuna değmeye çalışmak, eklem haraketi kısıtlı bir
bacakla belin esnekliğini artırmak için sıçrama sallanma haraketi
yapmak gibi). Bu tip haraketler bağları, kasları zorlayarak
kramp ve ağrılara neden olabilir. Bunun için kişiye rahat, dizleri
kırarak gövdesini çevirmesi, sallanması hatta bu harakete doğal
bir şekilde kolları sallayarak katılması önerilir. Egzersizin
temposunu kişinin kendi kapasitesiyle sınırlandırması ve kişinin
egzersizi hoşuna gidebileceği bir tempoda sürdürmesiyle aktivite
kişi için daha zevkli hale gelir. Tabiki gurup halinde yapılan
egzersizlerde diğer üyelerden geri kalmamak kaydıyla.
PROGRAM
TAKİBİ, GELİŞİMİ VE DEĞİŞİMİ
Egzersizde bir haraketten diğerine geçiş zaman kaybetmeksizin
ve devamlılığı bozmaksızın kolay bir şekilde olmalıdır. Kısaca
haraketler akıcı olmalıdır. Yüksek şiddetteki bir egzersizde
oluşabilecek bölgesel yorgunlukları azaltmak için bir kas gurubuna
düşen yükü azaltmak gerekir. Bu da arada birkaç tekrar için
haraketi değiştirerek diğer bir kas gurubuna geçmekle sağlanabilir.
Peşinden aynı ekleme yeni bir haraket için dönmek en ideal olanıdır.
Haraketin sıklığını ve çeşidini seçmek konusundaysa yeterli
bilimsel çalışma yoktur. Bundan dolayıdır ki çeşitli kitaplarda
çok geniş haraket seçme ve değiştirme şansı olan programlar
önerilmektedir. Fakat yaşlı kişiler için haraket seçerken haraketlerin
basit ve kolay anlaşılabilir olmasına dikkat edilmelidir. Genelde
özgürce ve zevkle yapılabilecek haraketler seçmeğe özen gösterilmelidir.
Haraketin yapılış sıklığını da yavaş yavaş artırma çabası içinde
olunmalıdır.
KALP-DOLAŞIM
SİSTEMİNİN DAYANIKLIĞINI GELİŞTİRME ANTRENMANI
Egzersize yeni başlayanlar için 10-20 dakkikalık süreyi içeren
egzersizler başlangıçta yeterlidir. Sonuçta, 30 dakkika veya
daha fazla süre yavaş tempoda koşabilecek düzeye ulaşmak hedeflenir.
Egzersize esnetme, gerdirme egzersizlerini içeren 2-5 dakkikalık
ısınmayla başlamak, peşinden 15-20 dakkikalık hızlı-yavaş yürüme
veya yavaş koşma- yürüme gibi bölümleri içeren egzersizler yapmak
ve takiben 5 dakkikalık gerdirme egzersizleriyle vucudu yavaş
yavaş soğutan bir program izlemek idealdir.
AMAÇ
Bu aktivitelerle amaçlanan, kalp-dolaşım-solunum sistemi fonksiyonlarını
veya kapasitesini geliştirmektir. Bu gelişimi sağlamak için
aralı (interval) antrenman tipi en kolay ve uygun olanıdır.
Yükün şiddetini yavaş yavaş artırmak gerekir. Böyle bir antrenmanla
fiziksel kapasitede yapılan egzersizin şiddetinin (yük ve sıklığının)
artışına paralel bir gelişim elde etmek olasıdır. Vücudumuzdaki
sistemler kendilerini kullanım amaçlarına göre şematize ederler.
Fiziksel kapasite ancak vucudumuzdaki sistemleri belli bir yüke
sokmak dolayısiyle enerji harcamasıyla gelişir. Vucut bu strese
uyum sağladığında kasların çalışabilme, görevlerini yerine getirebilme
kapasiteleri artar ve kaslar daha etkili, tempolu çalışabilir.
Fakat bu uyumsal gelişim geri dönüşümlüdür. Sonuçta, fiziksel
kapasite ve haraket kabiliyetinde gelişim sağlamak, kasları
kullanmak, yüke sokmak ve bu yüke vucudumuzdaki sistemlerin
uyum sağlamasıyla olur.
ISINMA
Dayanıklılık antrenmanından önce yapılacak ısınma haraketleri
kaslara devam edecek haraketler zinciri için gerekli olan esnekliği
sağladığı gibi kalp atım hızı, solunum hızı ve vucut ısısındaki
artışla da vucudu egzersize hazırlar. Isınma sırasında yapılacak
monoton yürümeler, kuvvetli kol sallama ve dizleri yukarı çekerek
yapılan yürümelerle de egzersiz sırasında oluşabilecek ağrılar
azaltılabilir. Bu haraketler, hafif sıçrayarak yürüme, yavaş
sekmeler, hızlı ayak topuk-burun şeklinde adım atmalarla ve
bu sırada kolları sallama şeklinde de yapılabilir. Bu haraketleri
yaparken haraketlerin hızına dikkat edilmelidir. Özellikle alışılmadık
haraketlerle kalp atım hızı çok dramatik şekilde artar. Bu da
zayıf kondisyonlu kişiye aşırı bir yük olarak yansıyabilir.
KONDİSYON
PROGRAMI SEÇİMİ
Sağlıklı yaşlıların egzersize başladıkları ilk üç ayda kondisyon
programı olarak aşağıdaki 3 değişik tip programdan birini seçmeleri
uygundur.
1- Yürüme programı
2- Hızlı-yavaş
yürüme programı
3- Yavaş koşma-yürüme
programı
Bu programlardan birini seçerken doktorla egzersizi öneren kişi
arasında iyi bir işbirliği olmalıdır.
YÜRÜME
PROGRAMI UYGULANIRKEN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN
NOKTALAR
1- Yavaş ve kolay bir yürümeyle ısınıp, ritmik gevşeme haraketleri
yapınız.
2- Belirlenen mesafeyi geniş adımlarla önerilen zaman biriminde
yürümeye çalışınız.
3- Başlangıçta, ortada ve sonda durup 10 saniye nabız sayınız.
4- Yürüme sırasındaki kalp atım sayınızı dakkikada 120 olacak
(10 saniyede 20) şeklinde koruyunuz.
5- Kesinlikle kalp atım sayısını dakikada 132'nin (10 saniyede
22)altında tutunuz.
6- Soluğunuz kesildiğinde, yorulduğunuzu hissettiğinizde ve
kalp atım sayınız çok hızlandığında yavaş yavaş temponuzu düşürüp
durunuz.
7- Eğer kalp atım hızınız ve yorgunluk düzeyiniz uygunsa egzersiz
dönemi için önerilen yürüme mesafesini aynı süre için 400 metre
artırabilirsiniz. Eğer kalp atım hızınız ve yorgunluk düzeyiniz
gereken sınırdaysa tempoyu koruyarak sadece mesafeyi de artırabilirsiniz.
8- Eğer kalp atım sayınız planlananın altında ve yorgunluk hissetmiyorsanız
her dönemin sonundaki durumunuzu değerlendirerek 400 er metrelik
ilavelerle yürüme mesafenizi bir saatte 4800 metreye kadar çıkartabilirsiniz.
9- Yürüme mesafeniz, süresi, kalp atım sayınızla ilgili günlük
tutunuz. Ayrıca kilo alım ve kayıplarını da kaydediniz.
10- Ne kadar istekli ve arzulu olursanız olun mesafe ve tmpoya
alışmadan özellikle ilk gün 1 saat içinde 4800 m yürümeye çabalamayınız.
Tempoyu yavaş yavaş artırmaya ve sabırlı olmaya çaba gösteriniz.
11- 2. seviye yürüme programında tempo arttığından 1600 metre
16 dakikada, 4800 metre 48 dakikada tamamlanmaktadır. Bu seviyedeki
programı 1600 metreyi 14 dakikada yüreyebilene kadar tekrarlayınız.
Bunu sağladığınızda 3. seviye yürüme programına geçebilirsiniz.
12- 6400 metreyi bir saatin altında yürüyebilme kapasitesine
birçok kişi ulaşabilir.
DAYANIKLILIK
ANTRENMANIN KURALLARI
En önemli kuralı vücudu yavaş yavaş yük altına sokmaktır. Fakat
soluk kesildiğinde, yorgunlukta ve kalp atım hızı çok hızlandığında
tempoyu düşürmeli veya durup dinlenilmelidir. Böylece kas ve
eklemlerin dayanıklığı ve kuvveti ağrısız, aşırı yorgunluk ve
sertlikler olmaksızın geliştirilebilir. Uzun yılllar haraketsiz
olmak kısa soluk kesilmelerine, karın kaslarında gevşeklik ve
zayıflığa sebep olur. Şunu da unutmamalıyızki ancak sabırlı
bir şekilde egzersizin yükünün artmasını beklersek hayatımızın
geri kalan bölümünde aktif ve güçlü bir yaşam sürdürme şansı
elde edebiliriz. Sonuçta, iyi bir etki için egzersizi birkaç
ay düzenli ve sabırlı bir şekilde sürdürmemiz gerekmektedir.
Ayrıca fonksiyonel kapasite olarak bir yere ulaştığımızda bu
seviyeyi korumak için de egzersizi sürdürmek gerekir.
EGZERSİZİN
ŞİDDETİNİN KONTROLÜ
Eğer hızlı-yavaş yürüme veya yavaş tempo koşu-yürüme programını
bir grup veya arkadaşlarınızla yapıyorsanız temponuzu kendi
durumunuza, rahatınıza göre değerlendirip gerekiyorsa bağımsız
olarak yapınız. Kalp atım hızınız programda verilen yükün şiddetine
uyum sağladığında, program süre ve mesafe olarak gerçekleştirilebildiğinde
yeni seviye programa geçilebilir. Haftada 3 saat yapılan aralıklı
yürüme ve koşu programı ve de gerdirmeleri içeren bir egzersiz
programı kondisyonu iyi olmayan kişilerde bazı değişikliklerle
uygulanabilir. İstenilen bir fiziksel kapasiteye ulaşabilmek
için egzersizleri en az haftada 2-3 gün yapmak gerekir. Tekrar
inaktif bir yaşama dönüldüğündeyse bu olumlu değişiklikler hızla
kaybolur. Eğer bu olumlu gelişmeler kaybedilmek istenmiyorsa
egzersizler düzenli bir şekilde sürdürülmelidir.
AŞIRI
YÜKLENİLMENİN İŞARETLERİ
+ Egzersiz sırasında veya sonrasında aşırı yorgunluk.
+ Egzersizi takip eden günde aşırı yorgunluk.
+ İnatçı ağrılar.
+ Uykuda rahatsızlık veya uykusuzluk,
aşırı yüklenilmenin işaretleri olabilir. Bu gibi durumlarda
egzersiz kesilmeli veya dozu azaltılmalıdır. Eğer bir sakatlık,
infeksiyon veya ufak da olsa bir rahatsızlık olduğunda egzersizi
geçici olarak kesmezsek bu rahatsızlık daha ciddi duruma gelebilir
ve bu durumda yapılan egzersizler sağlığımızı tehdit edebilir.
Şişmanlık , yüksek tansiyon, iskelet-kas sistemi zayıflıkları
egzersizi nefes kesilmesi, yüksek kalp atım hızına erişmekle
etkileyebilir. Bu görüntüyü dikkatle gözlemleyip aktiviteyi
sınırlamak gerekir.
EGZERSİZİ
DURDURMAK İÇİN GEREKLİ TEHLİKE İŞARETLERİ
Aşağıda sayacağımız belirtiler gözlemlendiğinde egzersiz hemen
durdurmalı ve doktora danışılmalıdır.
1- Düzensiz kalp atımı.
2- Baş dönmesi, baygınlık.
3- Egzersizle ciddileşeen iskelet ve kas problemleri.
4- Kusma, bulantı veya değişik rahatsızlıklar.
5- Göğüs ağrısı ve kol, çene, diş, veya kulağa yayılan ağrı.
6- Dengeyi kaybetmek.
7- Aşırı yorgunluk.
8- Egzersizi takip eden 5. dakika da halen istirahat kalp atım
sayısının 140'ın altına düşmemesi.
VALSALVA
MANEVRASI
Ritmik egzersizler, yavaş tempolu koşular veya yük altına girildiğinde
normalden daha kuvvetli bir şekilde nefes verilir. Örneğin;
şinav çekerken vücudu yukarı kaldırma anında veya mekik yaparken
gövdeyi yukarı kaldırırken nefes vermek gerekir. Eğer bu tip
bir pozisyonda yük altındayken nefes tutulursa göğüs içi basınç
artar. Bu da kalpten çıkıp vücuda kan taşıyan damarlara baskı
oluşmasına yol açar. Bu baskı özellikle beyine giden kan miktarında
belirgin bir azalmaya neden olduğundan baş dönmesi, hatta bayılmayla
sonuçlanabilir (valsalva manevrası). Sonuçta yukarıda da bahsedildiği
gibi vücudu bir yük altına soktuğumuz pozisyonlarda nefes tutmayıp
tam tersine vermemiz gerekir. Bu aynı zamanda kalbi ileride
oluşabilecek istenmiyen aşırı büyümelerden vb. lerinden koruyacaktır.
SOĞUMA
Bütün egzersiz programlarında soğuma dönemi 3. ve son dönemi
oluşturur. Bu dönemde, kişinin kalp atım sayısını, solunum düzenini,
metabolizmasını özetle bütün vücudu yavaş yavaş istirahat düzeyine
döndürmek hedeflenir. Ritmik kol sallama ve bacak çevirme tipi
haraketler kol ve bacaklardaki kanın kalbe daha çabuk dönmesini
sağlar. Egzersizi takiben en etkili rahatlama yollarından biri
de 5-10 dakika gevşeme ve statik gerdirme haraketleri yapmaktır.
Bu haraketler kasın gerginliğini ve esnikliğini geliştirmek
için de değerlidir. Ayrıca gerdirme haraketleri sert, haraketi
kısıtlı eklemlere karşı da çok etkili ve faydalıdır. Gerdirme
egzersizleri yaparken her pozisyona 1-2 dakika ayırmak gerekir.
Sonuçta, düzenli yapılan fiziksel aktivitelerle artan fiziksel
kapasite, boş zamanları değerlendirme, daha aktif bir günlük
yaşam, yaşama katılım oran artışı ve çok daha rahat bir uyku
uyuyabilme olanağı vb. leriyle insana daha kaliteli bir yaşam
biçimi yakalama şansı sunar. Daha somut bir örnek vermek istersek
65 yaşında emekli olmuş düzenli fiziksel aktiviteye katılan
bir birey kronolojik yaşından 8-10 yaş daha genç bir bireyin
fiziksel kapasite ve fonksiyonundadır. Halbuki herhangi bir
fiziksel aktiviteye katılmadığında 10-15 yıl içinde fonksiyonel
kapasitesi en azından % 20 azalacaktır. Yaşam kalitesinin önemli
bir göstergesi veya en fazla etkilendiği faktör fiziksel fonksiyonel
kapasite olduğuna göre düzenli yapılan fiziksel aktivitenin
fiziksel kapasiteyi dolayısıyla yaşam kalitesini artırdığını
rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bu Makale 420 Kere Okundu.